ŞAFAK :
19
Nisan
2010

leeds station…

Her Gs’li bilir Leeds’i. 2000’de en önemli rakiplerden biriydi. Keşke o olaylar olmasaydı. Öldükten 10 yıl sonra bile anıyoruz adamları. İşte bizim farkımız bu, acaba kaç leeds taraftarı o taraftarlarını hatırlıyor, onuda göreceğiz önümüzde ki günlerde. Gerçi burada futbol kalmamış gibi…

Saat gece 10.32, dikkat burada zaman ezan takvimi gibi, dakik işliyor, 10.32’ye 10.30 demiyorlar. Dakika neyse o, herkes böyle yaşıyor. Çantayı emanetçiye bırakmak istiyorum ama burada öyle bir şey yok, bütün gece elimde bavulla mı dolaşacağım derken, dönerci!
18
Nisan
2010

ve tren keşfedilir…

Londra gezisinin ardından trene binilir, tren biletini ne kadar erken alırsanız, o kadar ucuz, aslında burada her şey öyle, plan yapan ucuza kurtarır. İstasyon devasa bir yer, İstanbul felan yalan, adamlar aşmış ulaşım sorununu, sistem 8x8’lik, bir şeyi yanlış almanıza yada yanlış trene binmenize, yada geç kalmanıza imkan yok, her şey tik-tak saat gibi işliyor. Tren istasyonuna girişte, hemen bileti alıyor ve boarda bakıyorsunuz, İlk 5 trene karşıda yazıyor, hazır olan hangi peronda, bakıp o perona gidiyorsunuz. Tren ben diyim 300 metre sizi diyin 500 metre… A harfinden M harfine kadar vagon var. Uçaktakinin aksine Bussiness kısmını arka vagonlar yapmışlar burada. 
 
18
Nisan
2010

ilk izlenimler

Uçuşun ardından London gezisi, (neden Londra yazmadın derseniz, orjinal adı London, o kendini biliyor, anladı!)  burada tüm taksiler aynı model, renkleri farklı, fakat modeller aynı, o arabadan almadan taksicilik yapamıyorsunuz. Herhalde nostalji yapmaya çalışmışlar. Sokaklar hakkaten dedikleri kadar temiz, öyle her köşe başında kazı çalışması göremiyorsunuz, görseniz bile çamura basmak imkansız, sokakta çorapla dolaşsan yeri var yani.